Tuncay Dağlı

Tuncay Dağlı

       

Kaldırımında yürünemeyen bir şehre şehir denir mi?


Büyük veya küçük, il veya ilçe ya da kasaba, büyüklüğü, nüfusu ne olursa olsun, şehirlerin merkezi yerlerinde dolaşırken en çok gözüme batan şey kaldırımlardaki kargaşa ve bozukluk oluyor. Herhalde bir yere belediye başkanı falan olsam yapacağım ilk iş insanların kaldırımlarda rahat yürümesini sağlamak olurdu. Özellikle de büyük şehirlerde bu olay göze çok fazla batıyor. Ama gezip gördüğüm nüfusu yüz bini bile bulmayan kentlerde de bu kargaşanın hakim olduğunu görünce, galiba bizim şehircilik anlayışımızda bir çarpıklık var diye düşünmeye başladım. Çünkü bir kentin en çok kullanılan yerleri yaya kaldırımları ve araç yoludur. Her ikisinin de geniş ve düzgün olması gerekir ki, kargaşa yaşanmasın, insanlar rahat bir şekilde ulaşım sağlasın, gezip dolaşsın. Ama sanki bunun tam tersini yapmak, insanların kaldırımlarda yürüyememesini, araçların yollarda ilerleyememesini sağlamak gibi bir misyon üstlenenler, kaş yapayım diye göz çıkarıyorlar. Otopark sorunu nedense her yerde var. Hangi şehre gitsem, hangi ilçeyi kasabayı gezsem yaşadığım ilk sorun otopark sorunu oluyor. Dolaş babam dolaş ki, arabayı park edecek yer bulasın. Tabii bu olayı fırsat bilen bazı açıkgözler de yıkıntı evlerden boşalan minicik yerleri bile bu iş için kullanıyorlar. Geçen gün İstanbul`da yaşayan bir aile dostumuzla telefonda konuşurken, "buraları hiç sorma kardeşim" dedi, buruk bir sesle; "kendi evimin önüne arabamı park edemez oldum. Sahildeki kafelerin valeleri, müşterilerin arabalarını ta buralara kadar getirip, bırakıyor." Geçenlerde birkaç günlüğüne kendim gittiğimde de, yıllarca bizzat yaşadığım sorun biraz daha gözüme battı. Araçlar da, insanlar da çoğalmış dedim kendi kendime. Çünkü arabayı park etmek için sokak sokak dolaştım. Ancak gideceğim yerin bir kilometre kadar ötesine park edebildim. İnsanın canı biraz cadde sokak dolaşmak, vitrinlere bakmak istiyor. Kaldırımlarda yürüyüp, insanlarla aynı havayı solumak, ortamı paylaşmak istiyor. Ama kaldırımlar esnaf tarafından sergi alanı olarak kullanılıyor. Yalnızca İstanbul olarak düşünmeyin bunu, kendi yaşadığınız şehirlere bakın, hep aynı şeyi göreceksiniz. Nereye giderseniz gidin hep aynı. Sanırım cadde kenarlarında dükkanı olan esnaf belediyeye işgaliye parası ödüyor, belediyeler de bir gelir kapısından yoksun olmamak, biraz da esnaf malını satıp, para kazansın diye, bunlara müsaade ediyor. Olabilir. Belli bir şekilde ve oranda yapabilirler. Gelip geçen görsün diye birkaç parça eşyayı öne çıkarabilirler. Ama böyle de olmaz ki! Bazıları dükkanın önüne, içindekinden fazla eşya koyuyor. Hatta yol kenarına araç park etmesin diye de trafik dubası, sandalye, tabure, çiçeklik gibi şeyler koyan da var. Hadi dükkan onun, dükkanın önündeki kaldırımın bir kısmını da işgal ediyor, peki cadde kenarını sahiplenmelerine ne demeli? Karşı çıkıp, itiraz etsen ya da "neden böyle yapıyorsun?" diye sorsan, dayak yemezsen şanslısın. Oysaki insanlar o dükkanların, o mağazaların, marketin, manavın önünden rahat yürümek, aracını birkaç dakikalığına yol kenarına park edip alışveriş yapmak istiyor. Ama mümkün değil. Ortada kaldırım falan yok. İşgal altında. Dikkat etmeden yürüsen ya bir şeye takılıp düşer kafanı gözünü kırarsın ya da üstüne üstüne gelen kalabalıktan birine çarparsın. Bir de bazı kentlerde öyle bir uygulama var ki nedenini anlamak mümkün değil; kaldırımların tam orta yerine ağaç dikiliyor. Bazı yerlerde genişliği bir metreyi bile bulmayan kaldırımın ortasında sıra sıra ağaçlar var. Kimi yeşillik olsun diye, kimisi de gölge yapsın diye dikilmiş. Hadi ağacın gövdesini geçtik, bir de gövdenin etrafını çevreleyen tuğlaya benzer taşlar var. Yayalar için resmen tuzak. Yeşil alanları yok et, her yere beton yığ, sonra da her gün binlerce insanın gelip geçtiği daracık kaldırımların ortasına ağaç dik. Ağacın sağına soluna da esnaf, çöp kutusu koysun, kimi scoter, kimi de bisiklet bağlasın. İşin başka bir yanı da yürüdüğüm kaldırımların, yarısı bile düzgün değil. Ya taşları sökük, ya çukur ya tümsek var. Herhangi bir nedenle kazı yapılıp, çukur doldurulduktan sonra öylece bırakılan, sonra yağmur yağınca içine çöken yerlerde az değil. Yani özetlemek gerekirse; şu şehirleri yönetenler lütfen biraz makam arabalarından inip, caddelerde, sokaklarda biraz kaldırımda yürüsün. Özel arabasını alıp, çoluğuyla çocuğuyla şehir merkezine gidip, sade vatandaş gibi yapabiliyorsa park yapsın. Sıkıntı nerede, sorun nerede, insanların yaşamı nerede, nasıl, kimler tarafından zorlaştırılıyor görsün. Şehirlere hizmet üretmek için seçilenler bunun için o makamdalar. Birincil görevleri bulundukları yerlerdeki insan yaşamını rahatlatmaktır. Kaldırımında yürünemeyen bir şehre şehir denir mi?